Başka bir çaresi yoktu!
Hayat onun için olağanüstüydü, o ise hayatta sıradan olduğunu biliyordu. Hayatın içinde olduğunu anlaması uzun yıllar almadı. Çocukken başladı hayatı tanımaya. Annesinin tek bir sözünden başka söz yoktu bilinçaltında. “Her olağanüstü durum, içinde bir sıradanlık barındırır.” Bunu benimseyerek hafifletmeye çalıştı acılarını ve hiç görmediği babasını, resimlere bakarken canlandırıp oyunlar oynadı onunla. Büyümeye başladı sonra ve sevmek istedi birilerini. Kendini de seviyordu oysa. Yeterli bulmadı bu sevgiyi.
Gece ilerlemişti ve bu gece yalnızlığını yaşamayı seçti. Kendini dinledi sabaha kadar.
İki kadını birden sevmişti. İkisi de heyecanlandırıyordu onu. İkisine de aynı oranda zaman ayırıyordu. Güçlüydü ve sessizdi. Hiçbir zaman yalan söylemek zorunda kalmadı. Hayatı sıradandı, göze batmadan yaşamayı seviyordu. İşini de seviyordu. Baba olmak istemiyordu sadece. Yıllardır özlediği babasını bir kez olsun görmemişti ve bunun eksikliğiyle tek başına mücadele etti hayatı boyunca. Yalnız yaşamayı seviyordu. Sadece kadınları vardı hayatında. İki kadın, bir adam, üç yalnızlık…
Yıllara sığan iki kadın, iki ayrı ten, iki ayrı heyecan, iki sevgili ve üç insan... Bütün bunlar bir aşk mıydı? İlk defa bu gece düşündü hepsini. İlk defa bu gece sigara kullandı. Alışık değildi ve babalarından saklanıp gizli gizli içen çocuklar gibi tutuyordu sigarayı, ama o babasından hiç kaçmamıştı. Düşündü, düşündü, düşündü…
Yerinden fırlayıp üzerine kalın bir şeyler giydikten sonra ayrıldı evden ve Selma’ya gitti önce. Selma’nın kapısına geldiğinde gözlerinde bir korku vardı. İlk kez hayat onu bu kadar tedirgin etmişti. İlk kez Selma’nın ziline basarken elleri titredi ve Selma’yı kapıda ilk öpmeden girdi içeriye. Selma da çok şaşırmıştı. Arkasından kapıyı kapatıp yanına gitti ve ellerinden tutup öpmeye başladı adamı. Adam ilk kez isteksizce karşılık vermek zorunda kaldı Selma’ya. Selma durumu fark edip ayrıldı adamın dudaklarından ve pencere kenarına doğru yürüdü, yürürken kendini tutamayıp ağladı ve “bana bir şeyler anlatmayacak mısın?” dedi. Adam bir şey olmadığını söyledi. Selma, “seni ilk kez bu durumda görüyorum, mutlaka bir şeyler var” dedi. Adam, “Babamı özledim, yıllar oldu ve bir kez bile elimden tutup oyunlar oynamaya götürmedi beni, yaramazlık yaptığımda bir kez olsun bana kızan babam olmadı ve sırf bu yüzden çocukluğumun büyük bir kısmını uslu bir şekilde yaşamak zorunda kaldım. Az önce hayatımda ilk kez sigara kullandım ve sigara kullanmanın zararlı olduğunu söyleyen bir babam olmadı hiç…” dedi. Selma gözyaşlarına hakim olmamıştı ve bu konu hakkında söyleyecek tek bir sözü yoktu, sustu, sustu, sustu… Adam, gitmek istediğini ve yalnızlığa ihtiyacı olduğunu söyleyerek ayrıldı Selma’nın yanında. Selma, bir şey yapamadı, arkasından kapıyı kapatmaktan başka…
Bu kez adımlar kararlı bir şekilde Burcu’ya yöneldi. Burcu da adam gibi babasız büyümüştü. Bunu çok iyi bilen adam, Burcu’nun yanına giderken biraz daha rahattı. Yol bitti ve kapının ziline basan parmaklar bu kez titremiyordu. Kapı açıldı. Burcu ve adam iki saniye bakıştıktan sonra adam, Burcu’ya sarıldı ve ağlamaya başladı yine. Burcu, güçlü bir kadındı ve adamı sıkıca sarıyordu. Durumu anlamıştı, soru sormayı sevmiyordu ve öyle yaptı. İkisi de susuyordu sadece gözyaşları vardı. İçeriye geçtiler. Adam, babasından bahsetti Burcu’ya. Bir çocuk gibi savunmasız görünüyordu. Avuçları bomboş, yapayalnız bir adam ve güçlü bir kadın, ikisi de ağlıyordu. Burcu konuşmaya başladı “Ben henüz üç yaşındaydım. Annem ve babam boşanmışlar ve ben uzun süren mahkeme sonrası annemde kalmaya devam etmişim. Babam, o günden sonra bizi hiç aramamış, annemi çok üzmüş, annem yıllarca tek başına mücadele ederek beni büyütmüş. Başka bir kardeşim olmadı hiç. Ben babasızlığı yaşadığım gibi, kardeşsizliği de yaşadım yıllarca ve ilk sevgilimle çıkmaya başladığımızda korkmam gereken bir babam olmadı hiç. Hep eksikti bir yanım. Hep sustum ben de annem gibi. Günlerce odamdan çıkmayıp gözyaşları döktüm. Beni göğsüne yaslayıp saçlarımı okşayan ilk erkek sevgilimdi, o da hayırsız çıkıp bıraktı beni. Babam gibiydi bütün erkekler aslında. Bir tek sende görmedim böyle bir şey. Bir tek sen bırakıp gitmedin beni.”
Adam, Burcu’ya sarılıp “seni seviyorum, sana itiraf etmem gereken bir şey var” dedi. Burcu, biraz tedirginleşti ve “seni dinliyorum” dedi. Adam, “bu gece o kadar düşündüm ki, yapmaya cesaret edemediğim için kendimi dışarıya atıp geldim buraya. Bu gece ölmem gerektiğini düşündüm. İntihar edecektim. Korktum sonra, annemi düşündüm. Annemin tek sözünü “Her olağanüstü durum, içinde bir sıradanlık barındırır.” Eğer bu söz hayatımda olmasaydı, şu an yaşamıyor olabilirdim. Anladım ki, annem bu sözü söylerken, benim bir babam olmadığı gerçeğini kabul etmem gerektiğini bana anlatmaya çalışmış yıllardır. Eğer intihar etseydim, sıradan bir olay içinde, olağanüstü bir durum söz konusu olmayacaktı. Sıradan bir şey miydi peki, babamın, ben onu hiç görmeden bizi terk edip gitmesi? Kafam çok karışık… Oysa senin de baban yoktu ve sizi terk edip gitmişti. Benimki özlemse; seninki nefretti belki, ama sen güçlüsün ve ben intihar etseydim benim de babandan farkım olmayacaktı, seni bırakıp ben de gidecektim. Yapamadım işte, yapamadım. Ne seni, ne de…” Adam, sustu, konuşamadı, bir itiraf daha vardı, söyleyemedi. Çünkü Selma’yı da seviyordu, bunu ona yapamayacağını anladı ve sustu.
Burcu, “evet, ne seni, ne de? Ne de kimi? Kim?” dedi. Adam, “kimse, kimse değil, yok bir şey kötüydüm, öylesine konuştum. Kimse yok” dedi. “peki” dedi Burcu. Soru sormayı pek fazla sevmiyordu. Adam, “bu gece evime gidip yalnız kalmak istiyorum” dedi. Ona da “peki” dedi, Burcu.
Sokaklar çok ıssızdı. Bir tek sokak lambaları vardı. Soğuk bir de yalnızlık ve bir adam, iki kadın. Adam, yürüyordu öylece, duyduğu iki ses vardı. Rüzgar ve kendi ayak sesleri. Hala kafası karışık görünüyordu. Yürüdü, yürüdü, yürüdü… Köprüye çok yakındı. Durup arkasına baktı. Koca bir boşluk, sessizlik ve yalnızlık belki de çaresizlik. Devam etti yürümeye ve köprüye vardı. Bir kez daha düşündü babasını. Bir kez daha anladı yalnızlığı ve bir kez daha ölmek istedi. Yıllardır her gün ölüyordu kendi içinde. Buna son vermek istedi ve köprünün demir korkuluklarına yaklaştı. Korkulukların öbür tarafına geçti ve çok çaresizdi, çok yalnızdı. Bir elini çekti tutuğu korkuluklardan. Diğer elini çekmesiyle birlikte yükselen bir çığlık “hayırrr” bu ses Burcu’ya aitti. Adam, soğuk karanlıkta, soğuk bedeniyle köprüden yaklaşık altmış metre aşağıda öylece yatıyordu. Burcu, gözyaşları içinde “lanet olsun, sen de babam gibi bırakıp gittin beni, kimse kalmayacak biliyorum bunu. Kimse babamdan farklı olmayacak, herkes, babamın annemi üzdüğü gibi, üzecek beni de” dedi ve köprüden aşağıya bırakıverdi kendini.
Bir adam, iki kadın ve aşk… Artık bir kadın vardı. Burcu ve adam, iki babasız insan, babalarının kendilerine yaptıklarını, hayata yaparak gittiler. Belki de aşk, tek kişilikti. Bu aşka üç kişi sığmadı, sığamadı.
Selma; yaşıyor ve olan hiçbir şeyden haberi yok.
Burcu; adamın arkasından terk edilmeyi kabul edemedi ve yok artık.
Adam, o çoktan terk edilmişti ve bu kez terk etti kendini
Hikaye Etiket:
kişilik aşk
Yorumlar
| Yorum : NEDEN HEP BOLE OLMAK ZORUNDA NEDEN ASK GUZEL OLDUGU HALDE HEP ACI WERIR MUTSUZ EDER... |
| Yorum : ne diyebilirim ki herkesin taşayabileceği bi durum benimde başıma geldi ama sonu aynı değildi |
| Yorum : bende şuan 3 kişilik aşk yaşıyorum.arkadaşım ve ben aynı erkekten hoşlanıyoruz.uzun süre bende o çocuğu sewdiğimi arkadaşıma söylemedim.ama en sonunda patladım.şimdi arkadaşım onu benim için bırakacağını söylüyor.bende bırakıcam sewmeyi tabii.çok zor... |
Yorum Yaz