Gülbeyaz Kendini Neden Astı
Kategori: Korku Hikayeleri
2010-02-26
öykü gülbeyaz kendini neden astı ? Arabacı Zalif,in avlusu , kadınla, kızla ,erkekle ve çocukla dolmuş, arı kovanını andıran kalabalık ta avlu kapısından dışarı taşmıştı. Hükümet Tabibiyle Savcı, "Bey" ve Jandarma Kumandanı bekleniyordu Kız, ahırın temeğindeki "tavan" çiviye bir urgan bağ lamış, yaptığı ilmiği boynuna geçirerek, ayaklarının altındaki sandalyeye bir tekme savurarak kendini asmıştı. Zarif boynunu sıkan urgandan dili dışına çıkmış, yüzü kararmış, cansız gövdesi boşlukta sallanmıştı. Gülbeyazın neden kendini astığı bilinmiyordu. Kimi, kasaba delikanlılarından birine aşık olmuş, babası vermemiş,diyor, kimi kasabanın eşraf takımından Hüseyin Ağanın oğlu Mert Ali ile bağ evlerinde gizli gizli buluşuyormuş, bunu babası haber almış diyor, kimi de, evli bir adama babası zorla vermek istemiş, kızcağız bu yüzden canına kıymış diyordu...Her kafadan bir ses çıkıyordu sizin anlayacağınız...Annesi:"Benim kızım kendini asmadı, birisi öldürdü onu, sonra asıldı süsü verdi diye dövünüyor, saçını başını yoluyordu... Bir kadın, "Allah ecir sabır versin bacım , ciğer acısı hiçbirşeye benzemez !" dedi.."Kızını kim öldür düyse, evine Baykuş boku suvansın, onmasın !" Kara-kuru bir kadın:"Otopsu de her şey belli olur " dedi. "Benim güveyin katlleri otopsuda belli oldu " Askeri cipten, Savcı "Bey" Hükümet Tabibi ve jandarma kumandanı inmişlerdi. Ahırın kapısı önün- de, bir jandarma duruyor, meraklı kalabalığı dik- katle süzüyordu. Savcı "Bey" Jandarma Kumandanı ve Hükümet Tabibi avlu kapısından içeri girince kadınların ağıtları daha da yükselmişti. Ölenin ar- dından ağıt yakmak eski bir Türk töresiydi. Yakılan ağıtların uzunluğu, kısalığı , ölenin zengin veya fakir olmasına, genç ve yaşlı olmasına göre değişirdi Genç bir kız ölmüşse, daha dokunaklı"acılı" ağıtlar yakılırdı. Ağıtçı başı, ekseriye "çoğu kez" yaşlı, güngörmüş, geçirmiş kadınlardan biri olurdu. Jandarma Kumandanı , kapının önünde duran ere "Oğlum kimseyi sokma içeriye !"dedi."Aksilik eden olursa, zor kullan !" "Baş üstüne efendim !" diye hazırola geçti jandarma. Savcının talimatıyla, kızın üstü aranmış, enta- risinin cebinden ikiye katlanmış, beyaz bir def- ter yaprağı çıkmıştı. Düzgün bir el yazısıyla, ka- ğıtta şu satırlar yazılıydı. "Ölümümden kimse sorumlu değildir. Bu dünya- dan ,göçüp giderken, bekaretime bir helal getir- medim..Sevgili baba ve anacığım,sizler beni büyüt- tünüz, bu yaşa getirdiniz, mürüvetimi görmek iste- diniz, ama kısmet değilmiş...Ben de her genç kız gibi beyaz gelinlik giymek isterdim. Ama olmadı. Olmazdı...Sevdiğim gence , Allah huzuruna varma- dan önce şunu söylemek istiyorum :Ondan başka- sını sevmedim, elim, hiçibir erkek eline değmedi. Siz büyükler affedin beni. Kızın üstünden çıkan bu mektup Gülbeyazın kendini astığını gösteriyordu...Oysa, olayda karanlık noktalar vardı...Bu noktaların aydınlanması gerekti Kızın sevdiği genç kimdi ? Neden sevdiği gence kendini bağışlatmak istiyordu ? Bekaretinin bozul- madığını mektupta dile getirirken ne anlatmak istiyordu... O gün akşama kadar, ceset üzerinde inceleme yapılmış, kızın neden kendini astığı konusunda bir ip ucu bulunamamıştı...Savcı"Bey" Hükümet Tabibi nin verdiği rapor üzerine kızın gömülmesine izin vermişti. Kadınların ağıtları arasında, kadın yıkayıcı tarafından yıkanan kız, tabuta konarak, üzerine beyaz bir gelinlik örtülerek " murada eremediği için tabut erkeklerin elleri arasında taşınarak cenaze arabasına konmuş, Karpuz bınarındaki mezarlığa götürülmüş, açılan derin bir çukura tabuttan alınan kefene sarılı kızcağızın ölüsü konmuş, üzerine ölünün yakınları tarafından kürekle toprak atılmıştı. Hoca Efendi, "Günahlarını affetmesi için Allaha dua etmiş, eller açılmış, sonra yorgun kalabalık mezardan dönmüştü. * * * * O yaz , kasabalı, bağına bahçesine gitmiş, gün- ler geçip gitmişti..Gülbeyaz unutulmuştu...Ekim ayın dan sonra havalar birden soğumuş, rüzgar acı acı esmeye başlamış ve yılın ilk karı düşmüştü. Gökten yere düşen pamuk gibi beyaz karlar, yerleri ak bir yorgan gibi kaplamıştı...Çarşıda işler azaldığı için dükkanlarının kepenklerini indiren esnaf takımı kah- velerde, kağıt, domino, tavla atarak günlerini geçiri yor, Çarşı Caminin hocası ezan okuyunca, kahve- den çıkan yorgun yüzlü bir kalabalık ağır ağır cami nin yolunu tutuyordu... Arabacı Zalifin canı sıkkındı. Arabacılık ölmüş eli çenesinde kara kara düşünüyor, otomobili icat ede ne, kullanana da ağız dolusu söğüp sayıyordu. Eskiden, atı da arabası da ekmek teknesiydi. Oysa şimdi hiçbir işe yaramıyordu. Zaten atları da kendi- si gibi kocamıştı. Gülbeyazın kendisini asması ise umutlarını tümden yitirmesine sebep olmuştu. Oysa onu zengin bir adama vermenin, yüklüce başlık almanın ,aldığı başlıkla, altına bir Renault çekmenin düşlerini kuruyordu. Renault her yola dayanıklıydı Başka arabalar, köy yollarının, taşına, toprağına çamuruna dayanamazdı...Zalif, tatlı düşlerle ken dini avutuyordu. Gülbeyazın küçüğü de kızdı. Uzun boyu, sarı saçları, yeşli yeşil bakışları, gülüşü, serpme benle- ri, kalçalarının yuvarlaklığı, aynen ablasına benzi- yordu...Onaltı yaşın, çocuksu saflığı artık gerilerde kalıyordu...Çarşıya çıkınca, kahvenin önünden ge- çerken, bakışlar onun üzerinde toplanıyor, herkes bir birine "kimin kızı bu ?"diye soruyordu. Bu konuşmalar, arabacı Zalifin kulağına da gitmişti Akşam eve gelince kızının beline yumruğunu indir- di, ağzını burnunu bir birine kattı" dağıttı" "Seni eşek sıpası, bir daha çarşıya çıktığını görmi- yeceğim ! "diye ağzı köpürerek , üzerine yürüdü tekrar, saçlarından tutup yerde sürükledi..Kız "ayaklarının altını öpüyüm baba, bir daha dediğin- den çıkmam !" diye ağzı burnu kan içinde ağlıyordu Kızını deli kocasının elinden alamadığı için, zavallı kadının göz yaşlarından başka birşey gelmiyordu elinden...Gülbeyazı gelmişti birden aklına..İçi cız etti..."Zavallı yavruma göz açtırmadı !"dedi.. "Baba kaneviçe işleyeceğim para ver !"diye yalvar dı da bana mısın demedi..."Baba değil, babalık san- ki..".Yaşıtları , kasabada düğüne ,nişana giderken yavrumu göndermezdi..."Kız kısmının ,düğünde nişanda ne işi var ! "diye azarlardı. " Kimselere derdimi açamazdım...! Yüzüm dışa karşı gülerdi ama içim kan ağlardı...Kızım Yusufu seviyordu. Berber kalfasıydı Yusuf...Kendi halinde birçocuktu Bir gün oturuyorduk, evde kimse yoktu. Dizime başını koydu sürmeli gözlü kızım. "Ana !" dedi. "Sana bir sırrımı açıklayacağım !" Meraklandım "De kızım !"dedim. "Ana ben bir delikanlıyı sevi- yorum..Onunla evlenmezsem gözüm açık gidecek dedi. "Kim bu delkanlı ?"dedim gülerek . " Berber kalfası Yusuf !"dedi .Gözlerini benden kaçırarak Yüzü, pembe pembe kızararak. "Ah kızım ! Benim elimden ne gelir !"dedim. "Baban dünyada razı olmaz !" "Fakir olmak suç mu ana ?"dedi. "Elinde mesleği var, berberler az mı kazanıyor ? Babasın- dan kalma evi de var, başımızı sokacak bir yeri- miz olduktan sonra, Allahtan daha ne isterim..." O günden sonra kızımla tek bir laf etmedik Gülbeyazın annesiyle yaptığı son konuşmaydı bu . * * * * O gün kasabanın sayılı eşrafından Hilmi ağa Kazımı evlendiriyor, genç kızlar, en güzel giysilerini giymiş, en şatafatlı " göz alıcı" takılarını takmış düğün evine gidiyorlardı...Gülbeyaz"Anacığım yaşıtlarım düğün dernek görüyor, yol yordam öğre- niyor , biz ise doğru dürüst şimdiye kadar ,ne bir düğüne gittik, ne de oyun oynadık...Baba korkusu içimize işledi. Hazır babam yokken, kız kardeşimle beni ağanın oğlunun düğününe gönder !" diye yal- vardı. Anne yüreği dayanamamış göndemişti kız- larını... Hilmi ağanın evinin bahçesine masalar atılmış koskoca bahçenin içi kadınlarla , erkeklerle, küçük çocuklarla dolup taşmıştı. Erkekler, davul zurna eşliğinde halay çekiyor, kızlarla genç kadınlar halay çeken erkeklere bakarken , bir yandan da yanla- rındaki ile dedikodu yapıyorlardı. Kasaba kadınının adetiydi bu...Üç beş kadın bir araya gelince dedi- kodu yapardı. Oğlunu evlendirecek anneler, gelin adayını dü ğünlerde seçerdi.Evlenecek gençler, de bir birini düğünlerde görür tanırlardı. O gün Berber kalfası Yusuf ta, ustasından izin alarak düğüne gitmişti Uzun boylu, sarı saçlı, sarı bıyıklı , iri kalın dudaklı onsekizinde bir delikanlıydı. Üstünde kahve rengi çizgili bir elbise, içinde beyaz bir gömlek, ceketinin üst cebinde bekar olduğunu gösteren beyaz bir mendil, ayaklarında siyah makosenler vardı. Yakı- şıklı bir delianlıydı. Düğün evindeki kızların gözü halay çeken delikanlılar üzerindeydi. En çok ta berber kalfası Yusufa takılıp kalıyordu. Gülbeyaz da gönlünü kaptırmıştı bu gence...Yusuf ta, halay çekerken, birden kızların arasında duran, Gülbeyaz ı görmüş, içinde bir kıpırdanma, kalbinde tatlı bir çarpıntı duymuştu... Düğün evinden gelince, içkinin verdiği uyuşukluk- la sedirde sızıp kalmıştı Yusuf. Düğün evinde gör- düğü o kızı hala unutamıyor, kimin kızı olduğunu merak ediyordu. Arkadaşlarına sorsa, kasaba küçük bir yerdi, dedikodu olur, hem kıza hem de kendisine yazık olurdu. En iyisi zamana bırakma- lıydı. O gün, dükkana gelince, durgundu nedense. Müşteriyi tıraş ederken aklı hep o kızda takılıp kalı- yor, az kalsın , birinde ustası fark etmeseydi, elin- deki usturayı, sakal tıraşı yaparken, yanlış kulla- narak, müşterinin yüzünü kesecekti. Ustası "Bırak ben tıraş ederim !"diye usturayı elinden al- mış, o zaman ancak kendine gelebilmişti. Müşteri gittikten sonra, "Oğlum aşık mısın nesin ? "dedi. "Düğünden gelelidenberi hep dalgınsın..Bizim mes- lekte dalgınlık olmaz ! Beceremeyceksen yanıma bir kalfa alıyım !" Ustasına düğünde gördüğü kızı anlatmak istemiş, sonra alay eder korkusuyla söy- lemekten vaz geçmişti. "Bir daha dikkat ederim usta !"dedi.. ***** Gülbeyaz o gün babasının erken eve geleceğini tahmin etmemiş, annesinin gönlünü yaparak bir komşu kızıyla sinemaya gitmişti. Kasabanın tek sineması vardı. Eskiden han olarak kullanılan bu yer, yıktırılp yerine sinema yaptırılmıştı. Niyazi adında, Tatar mahallesinden bir adam işletiyordu burasını. Cumartesi , Pazar günleri kadınlar mati- nası yapıyordu. Bir ayağı topal, Sami adındaki bir adam, elinde huni gibi garip bir aletle , mahalle mahalle dolaşıp, " Bugün saat 13.30 da Türkan Şoray la Ediz Hunun baş rollerini oynadığı film gösterilecektir...Göz yaşları ile izleyeceğiniz bu filmi sakın kaçırmayın ! , gelin görün ...Duyduk duymadık demeyin " diye bağırır, meraklı kadın, kız, başına toplanırdı. ******** Arabacı Zalif, arabacılıktan umduğunu bulamayın ca, işi sergiciliğe dökmüştü. Çerikli pazarında pırtı "1" satardı. Arabasını ,atlarını satmış, karısının altın- larını zorla bozdurarak elden düşme bir kamyonet almıştı. Ehliyeti yoktu ilkin, kaçak araba kulla- nıyordu. Sonra yalvar yakar, kasaba ilk okulundan ilkokul diploması aldım, sonra ehliyet imtahınına girdim, işte tapu gibi sana ehliyet diye önüne gele- ne gösteriyordu...Oysa herkez onun yalan söyle- diğini biliyordu. Parayla almıştı ehliyeti. ******* Gülbeyaz sinemadan döndüğünde, ayakkabılık ta, babasının ayakkabılarını gördü. İlk kez, içinde bir korku duymamıştı...Babasından nefret ediyordu Zalif, sedirin üstüne uzanmış, kahvesini yudumlar ken, bir taraftan da, Çerikli pazarında bir müşteri ile yaptığı ağız kavgasını düşünüyor, işin çılgının çıktığını, seyyar satıcılıktan da, artık para kazanı- lamıyacağını anlıyordu... Gülbeyaz içeri girince sedirden doğrulup kalktı. Kaç gündür çatacak birini arıyordu. Karısı, annesi- nin hasta olduğunu söyleyerek izin istemiş, "işin yok !" diye yollamamıştı. Birden köpürdü "bağırdı" "Nereden geliyorsun kız ?" dedi. "Sinemaya gittim !" " Bacın nerede ? " "Anamın yanında...Komşuda" "Evden dışarı çıkmıyacaksınız !"diye tembihlemedim mi ben seni !" "Duydum ! Bağırmana gerek yok ! Sağır değilim... !" " O nasıl konuşma kız ! Karşında büyüğün var senin !" "Saygısızlık yaptığımı sanmıyorum !" Zalif, kızından böyle bir karşılık beklememişti Şaşırmıştı. Sonra kendini topladı..Üzerine yürüdü. Hantal titrek elleriyle vurmaya başladı. Gülbeyaz hırsla babasını itti, kapıyı hırsla çekip çıktı. **** Ahıra girdi... El kadar pencereden sızan akşam güneşi ortalığı az da olsa aydınlatıyordu. Sinirden eli ayağı titriyordu, "Bu böyle gitmeyecek ! Bu babam, başımda olduğu sürece Yusufla evlenemem diye geçirdi içinden...Sonra, cebinden çıkardığı tükenmezle, defterden kopradığı kağıda göz yaşları içinde, mektup yazdı. Bu bir veda mektubuydu. ***** Yaşlı kadın, akşam olduğu halde kızı eve gelmeyince duvar komşularına sordu, "onlar da görmedik !" dedi..Zaten, fazla kız arkadaşı yoktu Bazen, ahıra inek sağmaya giderdi, ahıra gitmiş tir diye açtı...Ahırın temeğinde, kızı boynuna geçirdiği bir urganla kendini asılı boşlukta sallanı yor. Çığlığı bastı. Oraya yığılıp kaldı. Not: Bu Öykü, kızlarına çok kötü davranan cahil bir at arabacısının hayatından bir kesittir umarım, tüm babalar bundan ibret alır Bu öykü, gerçek bir olaydan alınmıştır
Hikaye Etiket: Gülbeyaz Kendini Neden Astı